Ebebek dergisi / Mayıs 2013

Annelik Hikayem…

Narkozun verdiği o derin uyuşukluk içinde, uykuya dalıp dalıp devam edilen bir rüya gibiydi herşey. Bir bebek… İlk defa gördüğüm… Aylardır içimde büyüttüğüm, kitaplar okuduğum, şarkılar söylediğim, birlikte yürüdüğüm, uyuduğum, uyandığım, duş aldığım, yüzdüğüm… Hayatı birlikte yaşadığım; ama hiç görmediğim işte o bebek artık kucağımdaydı.
Sedef’i ilk gördüğümde ağladım. Hayatımda ilk kez sevinçten, kendimi tutamadan ağladım. Küçücük buruş buruş elleri vardı; uzun bir doğumun izi, şişmiş göz kapakları… Dünyanın en güzel bebeğiydi benim için. “Bakmaya doyamamak” deyiminin anlamını, Sedef’e ilk kez baktığımda anladım.
Kendime dair, daha önce hiç bilmediğim yanlarımı tanımamı sağladı Sedef. Beni tamamladı. Bir insan için tüm varlığımla -bedenimle, ruhumla- ayakta durmak sorumluluğu sanırım anne olmasaydım hiç bir koşulda hissedemeyeceğim bir duyguydu.
İlk gülüşü, ilk dönüşü, ilk adımı, ilk kelimesi… Onun için ilk olan herşey bizim için de ilkti. İlk güldüğünde sanki gülerken gördüğüm ilk insan oymuşçasına şaşırmış ve sevinmiştim. Yediği ilk meyvede on gün yemek yemesem gam yemem gibi gelmişti bana. Sedef bizim ilk gözağrımızdı. Yeri asla dolmayacak duyguların anılarında başrolde hep o olacaktı.
Sonra bir başka heyecan başladı: İçimde büyüttüğüm yeni bir bebeğin haberi. Önceleri derin bir suçluluk duygusu… Sedef’e bir ihanet miydi bu? Ona olan sevgimi ikiye bölmem mi gerekecekti? Yoksa bu “sevgi” denen, “annelik” denen şey sınırsızca artabilen bir kavram mıydı gerçekten?
Sedef’e hamileyken el bebek gül bebek geçen hamilelik günleri ikinci bebeğimin hamileliğinde pek de benzer olmadı. İzmir’de askerliğini yapan eşimden uzak oluşum, 4 yaşında bir çocukla katlanmaya çalıştığım hamilelik hormonları ve tüm bunların üstüne karnımda taşıdığım bebeğin down sendromlu olma ihtimalinin yüksek olduğunu söyleyen test sonuçlarıyla amniyosentez yaptırıp yaptırmama konusunda kaldığım kararsızlık ve düşüncelerle geçen geceler beni oldukça zorladı. Neyse ki sonuç negatif çıktı. Sağlıklı bir erkek çocuk dünyaya getirecektim.
Rüzgar’da herşeyi deneyimlemiş, emzirmiş, uyutmuş, yıkamış, kısacası bir yeni doğanın tüm bakımını deneyimlemiş bir anneydim artık. Ama keşke kendimden bu kadar emin olmasaymışım. Sedef’i narkozla bayıltılarak doğurduğum ve ilk anlarını kaçırdığım için Rüzgar’ı epidural sezaryenle dünyaya getirmeye karar verdim. Ancak epidural anestezide çok küçük bir olasılıkla görülebilecek bir yan etki maalesef gelip beni buldu. Doğumdan yaklaşık 8-9 saat sonra dik durmamı engelleyen bir baş ağrısı baş gösterdi. Anestezi sırasında omurilik sıvısındaki bir sızıntıya bağlı olarak oluşan bu durum yaklaşık bir hafta hiç kesintisiz devam etti. Sadece yatar vaziyette rahatlayabiliyor, su içmek için bile doğrulamıyordum. Yeterli sıvı alamadığım için yeterli sütüm gelmiyor, dolayısıyla Rüzgar’ı gerektiği kadar besleyemiyordum. Sonuçta ilk üç gün içinde Rüzgar’ın sarılığı arttı ve oldukça kilo kaybetti.
Dışarı çıkıp hava alabilmek ya da bir kaç dakikalığına bile olsa duşun altında kendime gelebilmek isteği, bunları çektiğim şiddetli ağrı nedeniyle yapıyor oluşum, zaten eve gelen yeni bebekle kafası iyice karışmış küçük Sedef’in beni o ağrılar içinde sürekli yatarken görüyor oluşu, bebeğimi gerektiği kadar besleyememenin üstüne eşimin iş için yine şehir dışında oluşu da eklenince şiddetli ağrılarımın olduğu bir gece panik atak krizi geçirdim. Sonraki günlerde giderek hafifleyen ağrım ve ilk günlerinde yeterince doyamadığım bebeğimle ancak bundan sonra ilgilenebilme fırsatı buldum. Onun sonradan kızıla dönen sapsarı saçlarını, kiraz dudaklarını ancak ağrım hafiflediğinde doya doya seyre daldım. Tüm o ağrıların içinde yine de ancak Rüzgar’ı emzirdiğimde ve Sedef’le uyuyabilediğimde rahatlayabiliyordum.
Rüzgar’ın doğumuyla sevgimi çocuklarım arasında ikiye bölmedim; çünkü sevgi gerçekten de her evlatla sonsuz çoğalabilen bir kavram. Annelikse sınırsız, koşulsuz, ucu bucağı olmayan bir toprak olmak gibi. Ve ayrıca mesaisi hiç bitmeyen çok zor bir iş annelik. Çoğu zaman sınırlarımı zorladığım, sanırım buraya kadar dediğimde yine de devam edebildiğimi görerek beni kendi kendime şaşırtan da bir iş. Tüm zorluklara rağmen Sedef ve Rüzgar’ın annesi olduğum için ben mutlu bir insanım. Yani bu dünyadaki “şanslılardanım.”

Yasemin Alkaya

Parents Dergisi / Eylül 2012

Annelik 24 Saat Devam Eder

2006 yılında büyük çocuğum sedef’i dünyaya getirdim. O dönemde bir anne-bebek dergisinde editörlük yapıyordum. Bir yıl Sedef’le kaldıktan sonra tekrar dergiciliğe geri döndüm. Ancak tam bir sene sonra bu kez ben birebir Sedef’in yanında olabilmek için kendi isteğimle bıraktım. 2010 yılında ise oğlum Rüzgar dünyaya geldi. Yaptığım şeye bebek bezi pastası adı veriliyor. Tıpkı hediye sepeti gibi birkaç parça bebek ürününü bir araya getiriyorum. Ancak hediye sepetinden farklı olarak daha esprili ve farklı görünüyor. Anne olmanın kuşkusuz yaptığım işe büyük bir katkısı var. Kendi deneyimlerimle yeni annenin neye ihtiyacı olduğu noktasında en doğru tahmini yapabiliyorum. Bu işi kendi evimde kurduğum atölyemden yürütüyorum. Çocuklarıma yakın oluşum ise işimin en büyük avantajı. Bu da kuşkusuz yaptığım işe pozitif yansıyor. İş kapıyı çekip çıktığınızda arkanızda bırakabildiğiniz bir şeydir. Ama annelik 24 saat devam eden bir sorumluluk. İster kendi işinizi yapın, ister bir kurumda çalışın eğer bir anneyseniz zorluklar ve endişeler artıyor.

Mother&Baby / Temmuz 2016

Baby Muu’da Gülümseten Hediyeler

Paylaş

Diğer Sayfalar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir